DOOM: The Dark Ages İnceleme
DOOM: The Dark Ages, seriyi bu kez Orta Çağ'ın karanlık ve kanlı atmosferine taşıyor. Daha ağır ve güçlü bir oynanış yapısına geçen oyun, kalkan mekanikleri, yeni silahları ve devasa savaş alanlarıyla klasik DOOM formülünü yeniden yorumluyor.
Serinin tüm oyunlarını bitirmiş olsam da ben büyük bir Doom hayranı değilim. 30 yılı deviren bu seri, son oyunları ile gerçekten güzel bir dönüşüm geçirdi. Özellikle Eternal’ı ayıla bayıla oynamıştım. Hani sadece eğlencesi değil, oyun mekaniği ve bu kadar dinamik bir işleyişin yapılması bile beni fazlasıyla etkilemişti. Farklı silahlar ve yeteneklerin bu kadar hızlı, platform dinamikleriyle dolu bir oyun alanında olması, iyi bir oyun olmasının yanı sıra teknik anlamda da takdir edilesiydi.
Doom: The Dark Ages ise iyi bir oyun. Silahları güzel, oynaması eğlenceli ve Doom adına yakışır bir oyun. Fakat aynı zamanda Eternal kadar etkileyici değil. Bu oyunu değerlendirirken oyuncuları ikiye ayırmak lazım. Çünkü büyük bir bölümü daha ağır, daha oturaklı yapısına olumlu yaklaşırken, Doom Eternal’da challange kasan oyuncular ise yavaşlayan bu yapıdan pek memnun olmayabilir. Bunu basit bi şekilde açıklayalım..
Oynanış tarafında karşımızda artık ayakları daha sağlam yere basan bir oyun var. Doom Guy’ın ayakları harbiden yere daha sağlam basıyor. Karakterin ağırlığını hissediyorsunuz. Bir önceki oyuna göre daha yavaş bir oynanış var. Savaş kısmında platform dinamikleri, çift zıplama ve dash gibi özellikler yok. Bu ağırlık oyunu daha geniş kitleye yayacak ama başta belirttiğim gibi bazılarının hoşuna gitmeyecek. Ben oynarken keyifle oynadım. Fakat Eternal’ın dinamik ve oyun tekniği olarak daha saygı duyduğum bir oyun olduğunu söylemem gerek.

Hani bir araba sürdüğünüzü düşünün. Düz bir yolda, baya hızlısınız ve son sürat gidiyorsunuz. Hani ilerde yokuş görürsünüz de o ivmeyi almak için son sürat devam edersiniz ya. işte buraya kadar olan hızlı kısım Doom Eternal.. Yokuşa geldiğinizde ise vites düşürmeniz gerekir. Beşten dörde, üçe falan alırsınız. İşte Doom The Dark Ages kısmı da burası. Araba hala gidiyodur ama o hızını, ivmesini kaybetmiştir.
Oyunun hikayesi 2016 ve 2020 oyunlarının öncesinde geçiyor. Slayer’ın tam olarak kökeni anlatılmasa da korkulan bir karakterden nasıl kahramana dönüştüğü anlatılmış. Hikaye tarafında aslında Eternal’daki boşlukların bir çoğu Dark Ages’ta doldurulmuş. Krallığın cehennem ordularına karşı savaşı başta olmak üzere, birçok arka plan hikayesi bu oyunda anlatılmış. Tabi buna rağmen yeni soru işaretleri de beraberinde geliyor. Bu noktada yeni oyunlara kapı aralamayı da ihmal etmemişler.
Bu sefer hikaye daha ön planda tutulmuş ve tamamen Türkçe desteğine sahip. Burada emeği geçenlere teşekkür etmek lazım. öyle kalbur üstü bir çeviri değil. Silah, mekan ve yaratık isimleri dilimize çok güzel yerelleştirilmiş.
Güzel olan tarafı ise hikaye anlatımının ara sinematikler ve daha fazla diyalog ile süslenmesi. ben Doom oyunlarında kodeks falan okumuyorum. çatışma, stres atma… alacağımı alıyorum ve çıkıyorum. Bu oyunda ise hikaye daha derli toplu anlatılmış ve merak edip izliyorsunuz. Zaten çok dengeyi bozmuyor. Yani bu oyunun vurdulu kırdılı, asıl amacını geri plana atmıyor. Daha çok bölüm başı ve sonunda sizin nefes aldığınız yerlerde ara sahneleri görüyorsunuz. Tamam hikaye klasik ama en azından heyecan verici sahneler var ki bu da iyi birşey.
Doom’u en farklı kılan şey şüphesiz artık elimizde bir kalkan olması. Bu kalkanı hem savaşlarda hem de bulmacalarda kullanıyoruz. Ayrıca aradaki mesafeyi kapadığımız dash dinamiği, bu kalkan üzerinden işliyor.
Oyun alanı baya genişletilmiş. Bazı bölümlerde daha büyük alanlar karşımıza çıkıyor. Her bölümde bulmanız gereken altın, kodeks ve buna benzer ekstralar oluyor. Etrafı dolaşıyor, anahtar buluyor, gizli bölgelere gidiyor ve silah gelişimi için ekstra peşinde koşuyorsunuz. Zaman zaman ya bi dakika ben iblis kesmeye, mermi yağdırmaya, kolunu bacağını koopardığım iblisi kendi uzvuyla dövmeye gelmiştim.. Niye boş boş etrafta dolaşıyorum hissiyatı yaşadım. Bu sistem teoride çok güzel işliyor ama bir süre sonra beni baydığı anlar oldu. Oyun sanki odağını kaybetmiş gibi hissettim. hani ekstraları geçtim, isteyen bunlar için dolaşsın ama güçlendirmelerin tamamen keşfe dayanması Doom gibi bir oyunun mizacına ters düşmüş..

Oyunda Parry sisteminin önemi oldukça büyük. Ekranda yeşil birşey görünce anında parry tuşuna basmanız lazım. ben bu kısmı eğlenceli buldum. Kalkan kullanımı ile birlikte sadece sıka sıka gitmek yerine güzel bir dinamizm kazandırmış. Fakat bizim bitirici vuruşlarımızdan ne istediniz abi.. Yani müthiş çalışan ve insanı gaza getiren bir sistemin çok daha basit bir hale dönüşmesini bir türlü kabullenemedim.
Oyunda üç tane yakın dövüş, 6 tane de farklı silahımız var. Bu silahların aynı zamanda ikinci bir versiyonu bulunuyor. Mesela oyunun başında aldığınız pompalının bir süre sonra süper pompalı versiyonunu alıyorsunuz. ya da fragmanların yıldızı övütcünün, daha odaklı atışlar yapan bir versiyonuna kavuşuyorsunuz. Topuz hariç silahları genel olarak beğendim. övütücü gibi silahların animasyonu şahane olmuş. hepsini kullanması eğlenceli. Ama Eternal’daki düşmana göre farklı silah kullanma biraz kenara itilmiş.
Oyunda beni en çok hayal kırıklığına uğratan kısım ise meka kısmı oldu. Çok düz ve sıradan. Hani her oyunda bazı yerlerde uzakta yumruk atarken görüyorduk ya. harbiden ondan ileri gidemiyor. Arada silah aldığımız birkaç sekans var ama dodge ve yumruk at mantığı ile çok sıradan bölümler olmuş.

Ejderha kısmı ise biraz daha dinamik. Minik minik bölümler var ve ejderha ile buralara inerek aslında bölümler arası dolaşıyorsunuz. Arada kaçan gemileri vurma ve basit bir kaçın saldır mantığı ile savaş kısımları eklenmiş. Açıkçası bu kısımlar hiç olmasa olurmuş. Sürmesi eğlenceli ama savaş kısmı beni hiç açmadı..
Son olarak oyunun atmosferini oldukça beğendim. mantık aynı olsa da atmosferin sürekli değişmesi oyun dinamiğini olumlu yönde etkilemiş. id Software zaten optimizasyon seven bir firma. Oyunun temposunu da göz önüne alırsak bunu güzel başarıyorlar. Müzik tarafında yine ritmik ve savaş kısmını zinde tutan tınılar var. Ama yazıyı yazarken de fark ettim ki oynarken keyif alsam da hiçbiri aklıma kalmamış. Mick Gordon’ın ayrılığı kendini belli etmiş.

Sonuç olarak oyunun ağırlaşması, bazı farklı seçimler biraz vites düşürmüş ama hala saf shooter anlamında bu oyunun rakibi yok. Eternal oyun dinamizmi olarak daha başarılı bir oyundu. Bunda ise daha geniş alana yaymak için seçimler biraz farklılaşmış. Dediğim gibi ben keyifle oynadım. Seriyi seviyorsanız zaten kaçırmayın, önceki oyun size çok hızlı geldiyse buna bir şans verebilirsiniz. Oyunun zaten Gamepass’te ve Türkçe olması büyük nimet.